
Sene 1990’ların başı.. İlkokul eğitimimde önümde üzerinde bir çok bakliyat, çekirdek, meyve-sebzenin olduğu bir görsel var. Ve altında tam olarak şu ifade yazıyor: Türkiye 7 bölgeden oluşan ve tarım üretimlerinde “kendi kendine yetebilen” bir ülkedir.
Aradan yıllar geçti. “Kendi kendine yetebilirlik” teriminin yerini “lokalizasyon” terimi aldı. Şu an tüm Dünya’da muazzam bir trend. Tüm ülkeler, olası gelecek adına neredeyse her türlü hammaddeden yüksek katma değerli ürüne kadar her şeyi kendisi üretmek istiyor. Geçmişin tarım ürünlerinde kendi kendine yeterliliği, şimdinin çip üretiminde kendi kendine yeterlilik, aşı üretiminde kendi kendine yeterlilik, ilaç üretiminde kendi kendine yeterliliğe dönüştü. Ülkeler gelecek vizyonlarına göre kendi kendine yeterliliğe farklı güçte, farklı pozisyonda geçmeye başladılar.
Mesela Avrupa Birliği özellikle toplumlarının protein ihtiyaçlarını karşılama adına “bitkisel protein üretimi strateji belgeleri”, yol haritaları yayınlamaya başladı. Soya üretimini %50 arttırmak, yağlı tohum tarımına daha fazla önem vermek gibi bir çok içeriği var raporun ve vizyon belgesinin.
Az önce Suudi Arabistan’ın biyoteknoloji alanında 2030 yol haritasına rastladım, sizlerle buradan paylaşıyorum. Suudi Arabistan diyor ki, ben kendi aşılarımı kendim üreteceğim biyoteknoloji alanında. Ve ikinci yapacağım şey “lokalizasyon”. Yani biyoteknoloji alanında neye ihtiyacım varsa, her şeyi lokal olarak üreteceğim. Ve tam bunun için 2030 yılına kadar biyoteknoloji gücü olarak 55.000 kişiyi istihdam edeceğim. Gerçekten müthiş bir şey bu!
Lokalizasyon ya da Yerelleşme; geleceğe etki edebilecek, var olan sistemleri değiştirebilecek, çeşitliliği arttırabilecek, Türkiye’yi gelişmiş ülkeler seviyesine taşıyabilecek en büyük güç konumunda bana kalırsa. İnsanların beslenmesinden, gıdanın geleceğine, biyoteknolojinin gücü ve lokalizasyonla geleceğin yenilikçi ülkelerine erişmek oldukça mümkün.
Türkiye’nin de sahip olduğu coğrafya nedeniyle “lokalizasyon” konusunda Dünya’da çok güçlü bir pozisyona sahip. Çünkü hem iklim krizinin getirdikleri, hem de ülkenin coğrafi konumu, lokalde bir çok ürünün üretilmesini mümkün kılıyor. Ama konu sadece yerelde hammadde (meyve, sebze, tıbbi aromatik bitki) değil, yerelde bu ürünlerden yüksek katma değerli ürünler yapabilmekte bana kalırsa.
Lokalizasyon mantığı, tüm Dünya’da çok hızlı yayılan, lokal üretim algılarının pandemiden sonra inanılmaz açıldığı bir geleceğe doğru gidiyoruz. Avrupa’da yapılan anketlerde lokal üretilmiş ürünlere olan ilginin %50’lere yaklaştığını görüyoruz.
Eskiden özellikle fabrikaların kurulumu “alabildiğine yüksek kapasiteler”le kurulurken, yeni yatırımlar artık çevresel hammadde tedariği ve o tedariğe yani lokalizasyona istinaden belirlenen kapasitelerde kurulmaya başladı. Bu da lokalizasyon trendinin geleceğe daha güçlü bir şekilde damgasını vurabileceğini açıkça gösteriyor.
Lokalizasyonun özellikle biyoteknoloji alanının gelişmesine, ilerlemesine çok büyük katkılarının olacağını düşünüyorum. Çünkü örneğin, ülkemizde olmayan ama olması gereken “pektin” fabrikası kurulumunda fizibiliteler, Türkiye’nin ihtiyacı doğrultusunda kurulmaya çalışılıyordu. Ve çok büyük kapasitelerde kurulması gerektiği için genelde yatırımcılar, biyoteknolojinin bu alanına yatırım yapmaktan çekiniyorlardı. Ama artık bu görüşlerimizi değiştirmemizin zamanı çoktan geldi. Artık bir pektin fabrikası Antalya’da düşünürken, bir diğerini Hatay’da ya da Mersin’de düşünebiliriz. Benzer şekilde iklim krizinin geleceğini ve iklim gerekliliklerini göz önünde bulundurarak, örneğin geleceğin narenciye cennetinin Karadeniz Bölgesi olacağını öngörüp, Karadeniz’de döngüsel ekonomi mantığıyla çalışan yani narenciyeden, narenciye suyu konsantresi, kabuk yağı, ve pektin elde edebilecek bir tesis kurulabilir.
Lokalizasyon konusunda Mayıs ayı içerisinde Türkiye’nin tüm bölgelerini, tüm şehirlerini tek tek ele alıp, her türlü bilimsel raporu da önüme koyarak, lokalizasyon mantığı ile ülkemizde nelerden neler üretilebilir, bu üretilenler hangi alanda kullanılabilir, peki ya sonrasında ne olabilir tarzında sofistike paylaşımlar yapmak istiyorum. Bu konuda devletimizin çok güzel bir uygulaması var (Yer-Sis) diye. Yerel etki değerlendirme haritası. Onu kullanacağım. Tüm illerimizin, tüm bölgelerimizin diğer illerle bağlantılarını, etki haritası şeklinde gösteriyor. Buna ek olarak elbette Tarım İl Müdürlükleri ve Kalkınma Ajansları’nın da çok kıymetli raporlarının bana yardımcı olabileceğini düşünüyorum.
Sizden küçük bir isteğim var. Lokalizasyon mantığı ile, yaşadığınız yere en fazla 100 km uzaklıkta olan tüm tarla, arsa, tarım, üretim, fabrika, okul, sosyal alan gibi bir çok bilgiyi edinmenizi istiyorum. Bu 100 km’lik daireyi öncelikle 5 km gibi küçük bir uzaklıktan başlatıp, sonrasında büyültebilirsin. Lokalizasyon, yerelde üretim, yerelde ürün üretimi yapan KOBİ’ler, aslında geleceğin en güçlü yapılanmasını da oluşturuyor.
Yerelde kaldığınız, hayallerinizin yereli güçlendirdiği bir gün olsun 🙂



Bir Cevap Yazın